Exploring the concept of pseudo-retranslations, this book examines how academic authors utilize translations from other scholars, presenting them as new retranslations of original texts. It highlights the implications of this practice on academic integrity and knowledge dissemination, particularly in the Turkish context. By analyzing various academic works, the author sheds light on the behavioral patterns of those engaging in pseudo-retranslation and its role in creating distorted scholarly knowledge. This study is essential for academics and postgraduates in translation studies and linguistics.
Ömrünün baharında solmuş bir genç…Aile içi şiddeti, cinayeti, sokakları, uyuşturucuyu, pisliği, yetimhaneyi, pişmanlığı ve varoluş sancısını yaşamış gencecik bir yürek. Bu genç yaşında kaldıramıyor bu kadar yükü…Bir arayışta…Yaşadığı acı dolu hayata bir anlam bulmak istiyor bu genç. Dipsiz bir kuyuda geleceği için bir parça umut arıyor…Ve yolunu kaybedenlere rehberlik eden çiçeği burnunda idealist bir öğretmen...Büyük kâinatta kaderlerinin birlikte yazılması asla tesadüf değildi.Mehmet Yıldız’ın gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek yazdığı bu romanda, bahtsız bir gencin sarsıcı ve dokunaklı dönüşümüne şahit olacaksınız.“Kimse boşu boşuna girmemiştir hayatımıza. Ya imtihan olmuştur ya armağan.”KİTAP ARKASI YAZILAR Hayatının baharında soldurulmuş bir çocuk…Yaşam mücadelesine ilk kez adım atmış gencecik bir öğretmen… Büyük bir kitap kabul edilen kainatın aynı sayfasında yazılmaları asla tesadüf değildi.”Karanlıkdan aydınlığa çıkışın en güzel örneklerinden biri olan gerçek bir hikayeden alınmış roman tadında bir kitap..Annesiyle beraber tüm zor şartlara rağmen önceden biriktirdikleri parayı halının altından aldı ve arkasına bile bakmadan süratle oradan ayrıldı. Kaçarken nerede kalacağını yahut ta ne yapacağını düşünmedi, tek düşündüğü şey bir an evvel oradan kurtulmaktı…”Ne kadar kaçarsan kaç geçmişin izlerinden kurtulamazsın.Gerçek bir hikayeden alınmış roman tadında bir kitap..
Bir insanın Allah’a güvendiğinin alâmeti, fedakarlığı ölçüsündedir. Cennetle müjdelenen on sahâbe Allah’a olan güvenlerini canlarını, mallarını, sevdiklerini feda ederek göstermişler ve bunun neticesinde de bu bahtiyarlığa erişmişlerdir. Zira Allah’a güvenene Allah kâfidir. Kitapları ve videolarıyla milyonlara ulaşan Mehmet Yıldız bu eserlerinde Aşere-i Mübeşşere üzerinde duruyor, o mübarek hayatlara daha yakından bakmamızı sağlıyor. 1)Hz. Ebû Bekir (R.A.) - Resulullah’ın (S.A.V.) Sadık Yol Arkadaşı 2)Hz. Ömer (R.A.) - Adaletin Şaşmayan Terazisi 3)Hz. Osman (R.A.) - Meleklerin Hayâ Ettiği Sahabe 4)Hz. Ali (R.A.) - İlim Şehrinin Kapısı 5)Talha bin Ubeydullah (R.A.) - Yaşayan Şehit 6)Zübeyr bin Avvâm (R.A.) - Resulullah’ın (S.A.V.) Havârisi 7)Sa’d bin Ebî Vakkâs (R.A.) - Dualarına İcabet Edilen Sahabe 8)Abdurrahmân bin Avf (R.A.) - Ahiretin En Kârlı Tüccarı 9)Ebû Ubeyde bin Cerrâh (R.A.) - Dünyanın Değiştiremediği Adam 10)Saîd bin Zeyd (R.A.) - Kabul Olunmuş Dua
Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 160 p. Evlilik namaz gibidir, niyet edince saga sola bakilmaz! Soruyorum sizlere, Madem evlilik kaderse ve kaderimde evlenecegim kisi yazili ise ben neden bunca zahmete giriyorum? Ben sevdigim için dua ediyorsam. Sevdigim kisi de kendi sevdigi için dua ediyorsa. Bu durumda kim kime yâr olacak? Biliyorum üzgün gönlün "sana ettigim muhabbeti tasa sunsaydim tas bile çiçek açardi" diyor hayaller aklina geldikçe. Sizi üzen üzsün, aglatan aglatsin. Tebessümün en manali oldugu yer mahser alani olacaktir. Eger bir gün ümidini kaybedersen, Allah'in senin için yazdigi kaderin hayallerinden daha iyi oldugunu hatirla.
Hisler, hayaller ve takıntılar... Düşünce sokağımızın fıtri ve kaçınılmaz misafirleri. Bu misafirleri seçemiyoruz, evet. Fakat sokaktaki herkesi de evimize almak zorunda değiliz. Sen istemediğin takdirde evine kimse giremez. Evinin penceresini ve kapısını kontrol etmen yeterli. O zaman pencerelerden seyret, içlerine girme! Kitapları ve videolarıyla milyonlara ulaşan Mehmet Yıldız Vesvesen’de, vesveselerden, takıntılardan veya bunalımlardan artık korkmaya gerek olmadığını, onlara nasıl hükmedilebileceğini anlatıyor.
Gelirken sen getirmediğin, giderken de gitmelerine mani olamadığın hiçbir şeye benim diyemezsin.Benim diyemediğin şeyden hak talep edemezsin.Hak talep edemediğin şeyden şikâyet edemezsin.Ama aldandın bir kere.Damarlarına kadar işlemiş haram sevdaya mukabil, sana şah damarından daha yakın olduğunu söyleyen bir Rabbin vardı.Duymadın!Kimse bilmez diye derinlere gömdüğün dertlerine mukabil, yarattığı kalbin atomlarına kadar işiten Rabbin vardı.Anlamadın!Onların batıp giden sevgilileri çiçek alırken, bizim Sevdiğimiz (c.c.) tüm çiçekleri yarattı.Görmedin!Şimdi hüzünlü yüreğine şöyle söyle dostum:Geçmez sandığın ne varsa geçiyor.İçin geçiyor önce.Sonra anıların gözlerinin önünden geçiyor.Geçmez sandığın kabuk tutan yaraların da geçiyor.Ben de gidiyorum artık, gözümün önünden kabrim geçiyor.Kestiğim elimi ispat olsun diye gözlerimin önünde tamir eden Allah'ım!Kırık gönlümü başka cerrahlara götürdüğüm her gün için affet!Tırtıl öldüm demiş, Allah kelebek yaratmış...(Tanıtım Bülteninden)
Ne yaparsan yap olmaz bazen. Ama o kadar güzel olmaz ki, “Ancak bu kadar güzel olmayabilirdi” dersin. Ve aklına gelir: “Kadere iman eden kederden emin olur.” Sonra anlarsın ki, nar tanelerini teker teker yerli yerine yerleştiren Rabbin, seni de hangi gönle yerleştireceğini bilir. Tek yapman gereken kara geceleri kudret kalemiyle güneşe boyayan, kahverengi odundan pembe çiçekler açtıran Allah'a inanmak. O'na inanırsan yaklaşmak için tuttuğun elin aslında Allah’tan uzaklaştırdığını anlarsın. O'na inanırsan batıp gidenlerden medet ummaz kalbin esas sahibine yönelirsin. O'na inanırsan “aşk neden can yakar” anlar ve sabır ipliğiyle diktiğin tüm yaralarını tedavi edersin. İstemez misin kor ateşler etrafını sararken yanmayan bir İbrahim olmayı...